Korsika’nın bağımsızlık hareketinin lideri: Fransa haklarımızı tanımak zorunda kalacak

Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Korsika’daki gösteriler gündemde. Ancak gösterilerin şiddeti artınca Fransa hükümeti, ülkenin güneyindeki Korsika adasına ‘özerklik’ sinyali verdi. Adada özerkliğin içeriği merak konusu.

1998 yılında Korsika Valisi Claude Erignac’ı öldürmekten hüküm giyen Yvan Colonna, tutuklu bulunduğu Fransa’nın Arles kentindeki cezaevinde 2 Mart’ta bir başka hükümlü tarafından saldırıya uğramış ve kısa bir süre sonra ölmüştü. Haberin ardından Korsika’da Colonna’ya destek için eylemler düzenlenmiş, eylemcilerle polis arasında sert çatışmalar yaşanmıştı.

Bağımsızlıkçı bir örgüt olan Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNC) her ne kadar 2014 yılında silahlı mücadelesini durdurma kararı almış olsa da tutsaklarının Korsika dışında tutuluyor oluşu protestocuları daha da öfkelendirdi.

Peki Korsika’da özerklik talebi ne ifade ediyor? FLNC’nin kararından sonra adada ne değişti? Adanın bağımsızlıkçı geçmişi nereye dayanıyor? Kimler ne talep ediyor? Tüm bu sorulara yanıt almak üzere Korsika’nın önde gelen bağımsızlıkçı isimlerinden Jean-Guy Talamoni ile konuştuk. Talamoni, 2015-2021 yıllarında Korsika Parlamentosu’nun başkanlığı görevini üstlendi. Kendisi aynı zamanda bağımsızlıkçı hareket Corsica Libera’nın da lideri.

‘TUTSAKLARIN UZAKLAŞTIRILMASI DEVLETİN İNTİKAMI’

Geçtiğimiz günlerde Korsika’da yaşananlar Yvan Colonna’nın öldürülmesiyle başladı. Korsika için Colonna ne ifade ediyor? Sizce Colonna’nın ölümünün arkasında kim var? Fransa devletinin bir payı olduğunu düşünüyor musunuz?

Korsika’da son olarak yaşananlardan bahsedecek olursak ciddi bir hadisenin ardından gelen gösterilerin yol açtığı güçlü bir duygu vardı. Yvan Colonna’nın bugün bir sembol haline geldiği bir gerçek. Paris, Colonna’yı Korsika’dan uzak tutarak Fransız hukukunun yaklaşımını uygulamasına olanak sağladı ve Erignac meselesinin çekirdek kadrosundan hüküm giymiş iki diğer isimle birlikte (Bay Alain Ferrandi ve Bay Pierre Alessandri) acı çekti. Bu kişiler, devletin gerçek bir intikamına denk düşen özel bir muamele gördüler: Mahkum olma hakları, infaz yerinin yakında olması hakkı tanınmadı.

Korsikalılar bu durumun adaletsizliğini ve bu adaletsizliğin Colonna’nın hayatını riske atması anlamına geldiğinin yıllardır bilincindeydi. Aynı hücreyi paylaştığı kişi tarafından saldırıya maruz kaldı, açık ve net bir şekilde suikasta uğradı. Korsikalılar yıllardır başta Korsika Meclisi ve çok sayıda belediye aracılığıyla anlayış talep ettiler ve bu insanların bir araya getirilmesini istediler.

İşte tüm bu ihmaller nedeniyle birikmiş güçlü bir öfke vardı, haliyle Colonna’a yönelik saldırı ve ardından ölüm haberi duyulmasıyla birlikte bu öfke iyice katlanmış oldu. Fransa Devletinin bu noktadaki sorumluluğu ortadaki gerçekler gereği çok büyüktür. Çünkü kendisine saldıran kişi de Yvan Colonna’nın olduğu gibi DPS statüsündedir. Bu konuda neden yardımcı olarak göreve getirildiğini ve bu nedenle hapishanede nasıl rahatça dolaşabildiğini anlayamıyoruz. Kesinlikle anormal bir durum. Saldırganın daha önceki pek çok vukuatına rağmen bu duruma müsaade edilmesi ve Colonna’ya saldırabilmesi kesinlikle anormal.

Az önce de söylediğim gibi, çok uzun zaman önce Korsika’ya getirilmesi gerekirken akla, mantığa ve yasalara karşı gelerek çok uzaklarda tutuldu. Bugün devletin sorumluluğu hakkında söyleyebileceklerimiz bunlardan ibaret, fazlasından bahsedemeyiz.

ÖZERKLİĞİN KAPSAMI BİLİNMİYOR

Colonna’nın uğradığı saldırı Fransa’da seçimlerin hemen öncesinde gerçekleşti. Sizce yaklaşan seçimlerin Fransa açısından yaşananlarda bir payı var mı?

Yvan Colonna’ya yönelik saldırı ve ardından gelen ölüm haberinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yakın bir tarihte yaşanması Paris’in olaylara yönelik tavrı üzerinde sonuçlar doğurdu. Konuyu görüşmek üzere İçişleri Bakanı’nın [Gérald Darmanin] süratle Korsika’ya gönderilmesi elbette olayların ardından -daha sonra harlayacak olsa da- yanan ateşi söndürme amacından kaynaklanıyordu. Bu koşullar altında Bakanın görevi olası bir özerkliğin açıklamasıyla nihayete ermeyecek bazı önerilerle gerilimi düşürmekti.

Açıklık gerektirmek gerekirse, bu kelimenin ardında ne olduğunu bilmiyoruz. Konuyla ilgili olarak Bakan bana “Özerkliğin kapsamının ne olacağını şu an için bilmiyorum” dedi. Doğrusunu söylemek gerekirse oldukça merak uyandırıcı bir durum bu. Seçimlerin yakınlığı ve koşullar düşünüldüğü zaman bu yönde yapılmış bazı yatıştırıcı öneriler gibi duruyor. Tabii ki zaman neler getirecek göreceğiz. Ancak Korsikalılarda bunların seçimlerin ardından yerine getirilmeyen vaatler olduğuna dair güçlü bir şüphe var.

‘SÖZ TUTULMADI YANAN BİZ OLDUK’

Biraz daha açmak gerekirse Fransa tarafından Korsika’ya özerklik talebi nasıl gündeme geldi? Sizin talepleriniz neler? Siz Macron’un -eğer tekrar seçilirse- böyle bir adım atacağını düşünüyor musunuz?

İlk soruyla başlayalım. Özerklik talebi Korsika milliyetçilerinin uzun zamandır yönelttikleri taleplerin bir parçasını oluşturuyor. Otonomcular -ya da tabiri caizse ‘ılımlı akım’- için bu talep başlı başına bir son demekken benim de parçası olduğum bağımsızlıkçılar için özerklik bağımsızlık yolunda sadece bir adımı imliyor. Ama bu talebin tüm Korsika milliyetçileri tarafından uzun süredir dile getirildiği doğru. Anlamı konusunda daha net olmak gerekirse dünyanın tüm hukukçuları için özerklik normatif güçten yasama gücünün transfer edilmesini ima eder. Bugün buna sahip değiliz.

Adem-i merkeziyetçiliğe karşı kimi adımların söz konusu olduğu basit bir özerklik düşünemeyiz -ki belki Paris’in aklından böyle bir şey geçiyor. Ancak her halükârda, kendi açımızdan yakın bir tarihte savunma ya da diplomasi hariç yasama yetkisinin devredilmesi gerekliliğinin bilincindeyiz.

Hükümetin yeni adımlarına gelecek olursak, Fransa Cumhuriyeti’nin mevcut Cumhurbaşkanı önümüzdeki günlerde tekrar seçilirse bakanı aracığıyla verdiği sözlerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğini göreceğiz. Tabii ki kendi adıma son derece ihtiyatlıyım çünkü Paris çoğu zaman taahhütlerini yerine getirmedi. Örneğin 2002 yılında tutukluların yakına nakledilmesi konusunda dönemin İçişleri Bakanı Nikolas Sarkozy ve Başbakan Jean-Pierre Raffain Ajaccio’ya geldiler ve tüm bu tutukluların yakınlaştırılmasına dair söz verdiler.

Bu 20 yıl önceydi, 20 yıl sonra tabii ki bu söz tutulmadı, yanan biz olduk. Bu nedenle Paris’in verdiği sözleri her zaman tutmadığını, hatta nadiren tuttuğunu çok iyi biliyoruz. Seçimlerden sonra Bay Macron’un tekrar Fransa Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde olacaklara dair bunları söyleyebiliriz.

‘BAĞIMSIZLIKÇILAR GÜÇLÜ BİR AZINLIK’

Korsika’nın tarihine bakarsak eğer adanın bağımsızlık talebi tarihini nasıl özetleyebiliriz?

Korsika 18’inci yüzyılda, ulusun ve devletin lideri Pascal Paoli’nin yetkisi altında bağımsız bir devletti. Dönemsel olarak gücü değişiklik gösterse de bağımsızlık taleplerinin dile getirildiği bir gerçek. Özellikle 20’inci yüzyıla geldiğimizde 1970’lerden beri bağımsızlık için çağrıda bulunan milliyetçiler oldu. Ben de bu çağrının ne anlama geldiğini anlayacak yaşa geldiğimden beri her zaman onun bir parçası oldum, yani her zaman Korsika’nın bağımsızlığından yana oldum.

Korsikalıların sayısı çoktur ancak çoğunluğun talebi bu yönde değildir, bu gerçeği kabul etmek gerekiyor. Ancak söz konusu azınlığın yine de güçlü bir azınlık olduğunu da eklemeyiz. Bu durumun Katalonya’daki gibi gelecekte olumlu yönde değişeceğini umuyoruz. Katalonya’da 10 yıldan az bir sürede bağımsızlıkçılar azınlıkta oldukları durumu tersine çevirerek çoğunluk oldu. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda bağımsızlığın gündemimizde olacağını düşünüyoruz. Ama özerkliğin belki bağımsızlığa giden süreçte bir adım olabileceği de doğru.

Fransa’da cezaevinde öldürülen Yvan Colonna için Korsika’da adalet talebiyle eylem yapılıyor.

FLNC ile özdeşleşen ve 2014 yılında resmen sona ermiş gibi görülen Korsika’daki çatışma halini nasıl yorumlamak gerek? O tarihten bu yana Korsika’daki ne değişti?

FLNC’nin gizlilikten çıkışı olarak gördüğümüz kararın ardından durum 2014’ten bu yana çok hızlı gelişti. Bu karar milliyetçilere -yani otonomculara ve bağımsızlıkçılara- birleşme imkânı tanımış oldu. Aynı zamanda Aralık 2015 Korsika Meclisi seçimlerini kazanmalarına olanak sağladı. FLNC’nin kararı, nihai olması amaçlanan tarihi öneme sahip bir karardır.

Buna karşın Paris, 2015’ten beri Korsikalıların milliyetçilere verdikleri oylarla talep ettikleri hakları küçümseyerek görmezden geldi. Ayrıca 2017’de bölgesel seçimler olduğu zaman 2015’teki gibi göreceli çoğunlukla değil, mutlak çoğunlukla seçildiğimizi ve bunun da Paris açısından demokrasinin inkârı olduğunu ekleyelim. Paris, tek bir ulus olan ve mutlak çoğunlukla tescillenen Korsika’ya, Ardèche ya da başka bir Fransız toprağı gibi davrandı. Açıkçası Paris’in 6 yıldır seçim sonuçlarını görmezden gelip inkâr etmesi çok büyük bir sorun. Bu durum çok güçlü bir öfkenin birikmesine neden oldu. Tabii bir de tutsakların durumu var. Elbette tutsakların durumu bu genel siyasi meseleye içkin.

‘PARİS HAKLARIMIZI ER GEÇ TANIMAK ZORUNDA’

Önümüzdeki süreçte adanın geleceği olarak nasıl bir yol öngörüyorsunuz?

İçerisinden geçtiğimiz durumun gelecek haftalarda, aylarda nasıl gelişeceğini söylemek çok zor. Bugün gerilimin seviyesi çok yüksek, devam eden gösteriler var. Bizim de bilmediğimiz olaylar var. Tekrar seçimlere gelecek olursak Emmanuel Macron ile Marine Le Pen arasında olacak olan seçimlerin ikinci turu çok gergin geçecek gibi duruyor. Bu nedenle Korsika’da yaşanacakları kestirmek çok zor. Ancak uzun vadede, Korsika ulusunun haklarının bir noktada tanınacağını ve Paris’in onları tanımak zorunda kalacağını düşünüyorum.

Neden mi? Çünkü milliyetçiler uzun zamandır devam eden kültürel savaşı, fikir savaşını kazandı. 1960’lı yıllarda Korsikalılar, bir ulus olduklarını unutmuşlardı, Korsika halkı yavaşça kayboluyordu. 1970’li yıllardan itibaren çok ama çok güçlü bir farkındalık yaşandı, 1976 yılında FLNC’nın kurulması da etkili oldu. Daha sonrasında kültürel savaşı biz kazandık. Bu şu anlama geliyor, örneğin dil konusunda bizim bugün dilimizin önemi dizginleniyor ve herkes Korsikaca’nın gelişiminden yana bir tavır takınıyor. 1960’lı yıllarda durum böyle değildi, kıyılarımızda kültürel mirasımızı koruyucu projeler bu kadar desteklenmiyordu. Yani eskiden çoğunluk tarafından savunulmayan ancak bugün konsensüs sağlanan bir konu.

Kültürel konuda, mahkumların durumları ve serbest bırakılmaları konusunda ve Korsika toplumunda milliyetçi fikirlerin dokunduğu tüm konularda bir kez daha kültür savaşını kazandık. Tüm bunlarla birlikte seçim savaşını da kazandık, ama Paris dediğimiz gibi bunu hesaba katmadı. Kanımca er ya da geç Paris, Korsika’nın Fransa olmadığını kabul edecek ve Korsika’nın egemenliği yönünde gitmesi gerektiğini fark edecek. Dolayısıyla, başlangıçta kuşkusuz özerklik yoluyla paylaşılan bir egemenlik ve daha sonra elbette bizim için nihai hedef ayrılmayı düşünmediğimiz Avrupa Birliği çerçevesinde ulusal bağımsızlık olmaya devam ediyor.