İskoçya’nın batısında, tarih kokan bir tarlada bulunan Galloway Koleksiyonu, arkeoloji dünyasında yankı uyandırmıştı. Bir metal dedektörü meraklısı tarafından Kirkcudbrightshire’daki Balmaghie bölgesinde gün yüzüne çıkarılan bu eşsiz buluntu, Britanya ve İrlanda’da şimdiye dek keşfedilmiş en zengin Viking dönemi eserleri arasında yer alıyordu.
Koleksiyonda yer alan süslü bir gümüş kol halkasında bulunan runik yazıtın deşifresi, nihayet bu hazinenin sahibine dair sır perdesini aralamıştı.
Yazıt, “Bu, topluluğun zenginliğidir” anlamına geliyordu ve eserlerin bir bireyden ziyade bir topluluğa ait olduğunu gösteriyordu.
Galloway Koleksiyonu, 9. yüzyıl civarında gömüldüğü düşünülen yaklaşık 100 parçadan oluşuyordu. Gümüş kol halkaları, Anglo-Sakson haçları, altın iplikler ve hatta Asya’dan gelen egzotik bir gümüş kap gibi çeşitli eserler, dönemin kültürel ve ticari bağlantılarını gözler önüne sermişti.
Koleksiyon, Ulusal İskoçya Müzeleri (NMS) tarafından satın alınmış ve o tarihten beri detaylı incelemelere tabi tutulmuştu. Runik yazıtın çözülmesi ise, koleksiyonun Avustralya’nın Adelaide kentindeki ilk uluslararası sergisine hazırlanırken gerçekleşmişti.
Ulusal İskoçya Müzeleri’nin Erken Orta Çağ ve Viking Koleksiyonları Baş Küratörü Dr. Martin Goldberg, bu keşfin önemini şu sözlerle vurguladı:
“Yazıt, bu zenginliğin bir topluluğa ait olduğunu açıkça ifade ediyor. Koleksiyonun paylaşım ruhu, bin yıl sonra bile bizlere ulaşıyor.”
Goldberg, yazıtın deşifre edilmesinin, eserlerin hangi koşullarda ve kimler tarafından gömüldüğüne dair yeni soruları da beraberinde getirdiğini belirtmişti. Viking akınlarının yoğun olduğu bir dönemde, bu hazinenin güvenlik amacıyla saklanmış olabileceği teorisi öne çıkmıştı.
Runik yazıtın çözümü, dilbilim ve arkeoloji uzmanlarının ortak çalışmasıyla mümkün olmuştu. Nottingham Üniversitesi’nden runik yazıtlar uzmanı Prof. Judith Jesch, yazıtın “zor ve alışılmadık” olduğunu ifade etmişti.
Jesch, “Runik yazım kurallarında bazı teknik hatalar var, ancak dönemin bölgesel dil varyasyonlarını düşündüğümüzde bu oldukça makul bir okuma. Galloway Koleksiyonu’nun bağlamında, yazıtın anlamı son derece ikna edici” demişti.
Yazıtın, Vikinglerin sadece bireysel zenginlik peşinde koşmadığını, aynı zamanda topluluk değerlerine önem verdiğini gösterdiği yorumu yapılmıştı.
Koleksiyonun diğer dikkat çekici parçaları arasında, İran’daki bir gümüş madeninden geldiği tespit edilen kapaklı bir kap da bulunuyordu.
Oxford Üniversitesi’nden Viking çağı gümüşü uzmanı Dr. Jane Kershaw, bu kapın Sasani sanatına özgü özellikler taşıdığını ve binlerce kilometre yol kat ederek İskoçya’ya ulaştığını doğrulamıştı.
Kershaw, “Bu eser, Vikinglerin geniş ticaret ağlarının bir kanıtı. Batı Asya’dan Britanya’ya uzanan bu yolculuk, dönemin küresel bağlantılarını anlamamıza yardımcı oluyor” diye konuşmuştu.
Galloway Koleksiyonu’nun hikayesi, Edinburgh’daki İskoçya Ulusal Müzesi’nde kalıcı olarak sergilenmeye devam ederken, bir kısmı da Kirkcudbright Galerileri’nde ziyaretçilere sunulmuştu.
Koleksiyonun uluslararası turları ise Viking mirasının evrensel değerini bir kez daha kanıtlamıştı.
Yale Üniversitesi’nden Orta Çağ tarihi uzmanı Prof. Anders Winroth, bu bulgunun Viking toplumlarının sosyal yapısına dair yeni bir pencere açtığını belirtmişti.
Winroth, “Bu koleksiyon, Vikinglerin yalnızca savaşçı değil, aynı zamanda organize ve paylaşımcı bir topluluk olduğunu gösteriyor” yorumunda bulunmuştu.
Araştırmacılar, hazinenin Viking akınları sırasında manastırlardan çalınan dini eserleri koruma amacıyla gömülmüş olabileceğini düşünüyordu. Ancak yazıtın topluluk vurgusu, bu teoriyi daha karmaşık hale getirmişti.
Galloway Koleksiyonu, gizemini korurken, tarih sahnesinde yeni bir sayfa açmıştı.